Archive | türkçe RSS feed for this section

Bayan Merkel’in iç dünyası

1 Mrz

IMG_7519

Almanya Başbakanı Angela Merkel çok yoğun bir tempo ile çalışıyor. Bayan Merkel bu hafta pazartes ve salı günü hemen hemen bütün kabinesi ile İsrail’e uçtu, perşembe günü Londra temaslarında bulunarak, İngiliz Parlamentosun’da konuşma yaptı ve cumartesi günü AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile bir araya geldi.

Bu kadının temposuna hayarın. Daha ocak ayında kış tatilinde sakatlanan Merkel, artık yardımsız yürümeye başladı. Neden bunları anlatıyorum? Çok basit, çünkü zaman zaman iş yoğunluğu nedeniyle pes etme durumuna geliyorum. Ancak Merkel’i düşündüğümde bana öyle bir enerji arttırımı yaşıyorumki, ifade etmesi çok zor 🙂

Öff, pöff demeye başladığımda bundan sonra onu düşünmeye devam edecem. Yoksa bu yoğunlukla asla baş edemem…

Enerjimin kalmadığı zaman, acaba Merkel ne düşünüyordur diye kendime sormaya karar verdim.

Eminim akşamları eşinin başını şişiriyordur… „Off bu ülkenin işi bitmez“ diye…

„Ben de diğer siyasiler gibi gezip tozmak istiyorum. Neden her toplantıya ben gidiyorum. Uff bıktım be“

Eminin bu tarzda söyleniyordur.. „Hep ben hep ben. AB’yi kurtaran ben oldum, milletin tembelliği yüzünden“ diyordur

„Neden Hollande sevgilisiyle scootlerla gezerken AB’nin işi hep bana kaldı. İtalya’da hükümet yeni kuruluor zaten. İngiltere’ye de güvenim yok. Ay her iş bana kaldı. Bıktım“….

İste bu :))

Düşünce Özgürlüğü

6 Sep

Düşünce özgürlüğü güzel bir hak. Bunu kullanabilmeyi büyük bir nimet olarak algılıyorum. Önemli olan dozajını kaçırmamak. Ne de olsa, benim düşüncem başkasının düşünceleriyle çelişebilir. Hoşgörü ve saygıyı eksik etmeden, kendi düşüncelerini savunmak asıl beceri.

Bu bağlamda, birçok insan sürekli düşünce özgürlüğünün var olmadığı iddia ediyor. Kısıtlandıklarını, haklarının ellerinden alındığını öne sürüyor. Yakından bakınca burada başka bir şeyin önem taşıdığını izliyorum.

Ben bütün olayları, sürekli kendi bakış açımdan değerlendirirsem tabii ki haksız duruma düşerim. Kendi düşüncelerimi savunurken, karşı tarafı küçük düşürme lüksüne sahip değilim, hakkım değil. Ünlü Alman filozof İmmanuel Kant ne demişti:

“ kişi öyle hareket etmelidir ki, onun hareketlerinin yasası aynı zamanda başka insanların hareketleri için de bir ilke ve yasa olsun“

Bunu önemsemeyen kişi iki yüzlü ve çifte standart uyguluyor. Bu çerçevede eleştirimi dile getirmek istiyorum. Genel düşünceden sıyrılmak isteyenler, tersini savunmak zorunda değil. Açıkcası çok saçma! Sonra da “düşünce özgürlüğü yok“ diye bağırıp duruyorlar. Bu tip insanlara sinir oluyorum ve hiç saygı duymam. Neden duyayımki? İnsan bir duruşa sahip olur ve onu savunur. Zıt olmak için bir düşünceye adapte olmaz.

Taraf olduğum için savunurum, inandığım için mücadele ederim. Göz boyamak ve muhalefet etmek için değil!

İnsanların birçoğu zamanın birinde bunu anlarsa ve uygulamaya başlarsa, her şey daha iyi olacak. Bundan eminim.

Bence; muhalefet yapmış olmak için muhalefet yapılmaz 🙂

Lina.

Suriye Kürt Bölgesi’nde neler oluyor?

2 Aug

 

Suriye’de bir yıldan fazla süren çatışmalar ve gelişmeler özellikle Kuzey’indeki Kürt bölgesinde olup bitenler ilginç. Acaba nereye yol gösteriyor ve Türkiye’yi hangi şekilde etkileyecek?

Suriye Kürt Ulusal Meclisi Başkanı İsmail Heme, „Esed yönetiminin Kürt bölgelerine müdahale etmemesi bu konuda bir hesabı olmadığını göstermez. Müdahale etmemesinin birinci sebebi, Kürtlerin yaşadığı kentlerin tamamının Türkiye sınırında olması. Diğer şehirlerde yaptıklarını bizim yaşadığımız yerlerde de yapmış olsaydı büyük çapta 100 binleri bulacak göçler yaşanacaktı. Türkiye, devrimin başlangıcında, çok fazla mülteci gelmesi halinde Suriye topraklarında bir güvenlik bölgesi oluşturacağını açıklamıştı. Esed de Türkiye ile arasında başka sorunların çıkmasından korktu ve böyle bir sonuca neden olmak istemedi“ diye açıklamada bulundu.  Esed rejiminin Kürtlere müdahale etmemesinin diğer nedenin ise, halkla arasında yaşanan çatışmaları „Sünni-Alevi çatışması“ olarak ya da bazı grupların yönetimi ele geçirme çabası olarak yansıtmak istemesinden kaynaklandığını savundu. Heme, „Özellikle Şiilere ‚bakın Sünniler yönetimi ele geçirmek istiyor‘ diyebilmek için Kürt bölgelerine karışmıyor“ şeklinde konuştu.

Bunları bilmek önem taşıyor.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Irak’ın kuzeyindeki bölgesel Kürt yönetiminin başkanı Mesut Barzani ile yaptığı görüşmesine ilişkin, “Türkiye’nin beklentileri çok açık. Kendileriyle bölgeyle ilgili hem vizyonumuzu hem de kaygılarımızı açık bir şekilde paylaştık. Bölgesel yönetim mesajımızı aldı“ dedi. Davutoğlu, Barzani ile yaklaşıl 3,5 saat görüşmüş. Az bir zaman değil. Basına yapılan açıklamada:

“Türkiye’nin beklentilerini çok açık bir şekilde Barzani yönetimine ilettik. Bölgesel yönetimle öncelikle Suriye başta olmak üzere terörle mücadele konularında görüşmeler yaptık. Türkiye’nin beklentileri çok açık. Kendileriyle bölgeyle ilgili hem vizyonumuzu hem de kaygılarımızı açık bir şekilde paylaştık. Birlikte atılacak adımlar üzerine anlayış birliğimiz var. Ayrıca gelecekle ilgili kaygılarımızı da paylaştık. Bölgesel yönetim mesajımızı aldı“diye konuştu.

Suriye Kürtleri Ulusal Meclisi (SKUM) Dış İlişkiler Temsilcisi Abdülhekim Beşer, PKK’nın uzantısı durumundaki Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile Erbil’de yaptıkları anlaşmaya değinerek, PYD’nin anlaşmayı çiğneyerek Suriye’nin kuzeyinde tek taraflı hareket ettiğini, kendilerinin bölgeye giremediğini ve Suriye yönemitinin Kürtlerin yaşadığı bölgede varlığını güçlü bibiçimde sürdürdüğünü anlattı.  Yaklaşık 2 bin PKK militanının Suriye’nin kuzeydoğusuna girdiği yolundaki haberlerin doğru olup olmadığı sorusuna ise, tam sayıyı bilmediği ancak PKK’lıların bölgeye girdiğinden emin olduğu, PKK’nın güçlerini Suriye-(Kuzey)Irak sınır bölgesinde topladığı yanıtını verdiğini söyledi.
PKK’nın militanlarını Suriye rejiminin PYD’ye devrettiği eski askeri üslerde topladığını öne süren Beşer, örgütün aynı zamanda Suriye’nin Irak sınırındaki köylerde devriye gezdiğini savundu. Abdülhekim Beşer ayrıca, Suriye rejiminin Kürtlerle aynı bölgede yaşayan Araplara 3500 silah dağıttığını ve amacının Kürtler ile Araplar arasında çatışma çıkarmak olduğunu öne sürdü.

Marmara Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Talip Küçükcan Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da çok köklü bir değişimin başlangıcının yaşandığını, yeni bir düzenin kurulduğunu ve bölgede halkların sömürge döneminden kalan ‚dikta rejimlere‘ bir başkaldırı gösterdiğini ifade ediyor. Türkiye’nin meselesi de Suriye’nin meselesidir diyor ve şu anda mezhepler, dinler ve etnik gruplar arasında bazı gerilimler var ama insanların komşularını öldüreceği noktaya geldiğini söylemek için çok erken. Bölgede ciddi bir otorite boşluğu olursa, ‚her dini ve mezhepsel grup kendi ülkemi, özel bölgemi kuracağım‘ derse, o zaman yeni bir Lübnan beklenebilir. Risk orada. Suriye’de şu anda farklı sivil gruplar veya mezhepler arasında bir savaştan bahsedemeyiz. Hükümet güçleri ile siviller arasında bir mücadele var, diye tespitte bulunuyor.

İzlemeye devam edeceğiz. Bakalım gelişmeler nasıl şekilde olacak.

Lina.

 

 

 

?!

3 Jul

Uzun zamandır yazı yazmadım, biliyorum. Ama hem vaktim yoktu, hem de yazmak istemedim. İçimden gelmediğini itiraf edebilirim.

Ama son günlerde baya sıkıldım ve hoşuma gitmeyen şeylere şahit oldum. Aslında sürekli var olan hadiselerdi ama ben pek fazla önemsemiyordum. Kendime “Abartmaya gerek yok, rahat ol“ diyip geçiyordum.

Şimdi söz konusu etmeyi karar verdim.

Üstüne alınan alınsın, umurumda değil. Her şeyin bir sınırı olmasının kanaatindeyim.

İnsanlar neden böyle kıskanç ve iğrenç oluyorlar? Bunu gerçekten merak ediyorum. En güzel anları bozuyorlar, ayıp dır söylemesi ama resmen içine ediyorlar. Evet, doğru okudunuz. Aynen öyle. Hiç bir şey yokken bozuyorlar. Tam anlamış değilim, bundan sonra da beni ilgilendirmeyecek.

Milletin nazından, afrasın dan, tafrasından, prenses-hallere girmesinden bıktım ve usandım. Naz yapmayan bir insan olarak, yeter diyorum.

Bir de şu hoş eleştiriler var ya. Ok, beni beğenmiyorsun yani? O zaman çekip gidersin, başka insanlar bulursun. Bu kadar basit? Evet, bu kadar basit. Diyorum ve sözlerime başka bir şey eklemiyorum.

Langsam habe ich naemlich die Nase voll verstaendnissvoll zu sein, gleich welcher Bockmist mir  jedes mal auftischt wird. Mal ist es dies, dann jenes, beim naechsten mal etwas anderes. Ja ja, schon gut. Du bist immer gestresst, genervt, überfordert, hast keine Zeit und hast sonst immer eine Ausrede, pardon Erklaerung bereit.

Ist es so? Dann trennen sich unsere Wege. Viel Spass auf dem lagen Weg des Lebens- ohne mich.

Eure Lina.

Türkiye Müzakerelere Devam Edecek

19 Jun

Avrupa Birliği (AB) Katılım Politikaları Başkanı Seval İskender, Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti AB Dönem Başkanlığı’nda müzakerelerin devam edeceğini söyledi. Onunla yaptığım röportajda ilginç ve kolay anlaşılır AB Müzakeresini anlattı.

İskender, 1 Temmuz’da AB Dönem Başkanlığı’nın Danimarka’dan Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’ne geçmesinin, Türkiye’nin AB politikalarını etkilemeyeceğini ve görüşmelerin devam edeceğini belirtti. İskender, Güney Kıbrıs’ın dönem başkanlığında Türkiye’nin fasıl açmayacağını, bunun teknik olarak başkanlığın İrlanda’ya geçmesiyle mümkün olabileceğini ifade etti.

İskender, “Biz Avrupa Birliği ilişkilerimizi bu süreçte de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi dönem başkanlığında da devam ettireceğiz. Sadece devam ettirmeyeceğiz Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dönem Başkanlığı ettiği toplantılara, bu ülkeyi yok saydığımız için katılmayacağız. Ki onlarda çok sınırlı. Teknik açabileceğimiz 3 fasıl var. Ama açma niyetinde değiliz. Bunlar Kamu Alımları ve Rekabet Politikası, açılmasını pek istemiyoruz. Ama Sosyal Politika ve İstihdam kanun var Meclis’te, bunlar açılış kriterlerine uygun bulundu. Ama bunun açılması zor. Avrupa Konseyi dönem Başkanlığı’nın Kıbrıs Rum kesimine geçmeden 17 Mayıs’ta AB Komisyonu Genişlemeden ve Avrupa Komşuluk Politikasından Sorumlu Komiseri Stefan Füle’nin Türkiye’yi ziyaret etmesi müzakere fasıllarını iyileştirme için önemli bir adım oldu- şeklinde konuştu.“

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım müzakereleri 3 Ekim 2005’te başladı. Üyelik için toplam 35 fasıldan 33’ü müzakereye açık durumda. Kapanan ve tamamlanan tek fasıl Bilim Araştırma faslı çünkü bu fasıl Aralık 2006’da Ek Protokol’de Türkiye’ye fasıl açma kriteri getirilmeden kapatılmıştı.

AB Katılım Politikaları Başkanı Seval İskender Ek protokol’ün tamamen Gümrük Birliğinden kaydığını söyledi. İskender, Ek Protokol’ü, “AB üye ülkelerinin sayısının artmasıyla vergiden muaf ülkelerin artması, hava ve deniz limanlarının üye ülkelere açılması, Türkiye için bu şartların yerine gelmemesi halinde hiçbir faslın geçici olarak kapatılmaması ve mevcut 8 faslın açılmaması“ şeklinde anlattı. İskender, Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’ne hava ve deniz limanlarını açmak istememesi ile şuan sadece bu protokol öncesi imzalanan Bilim Araştırma faslının kapandığını söyledi.

İskender, Türkiye’nin Ek protokolü 1963’teki Ankara Anlaşması ile kabul ettiğini vurguladı.

Türkiye’nin AB müzakerelerinde 8 fasıl ise askıya alındı.

Bunlar:

1) Malların Serbest Dolaşımı

2) İş Kurma Hakkı ve Hizmet Sunumu Serbestisi

3) Mali Hizmetler

4) Tarım ve Kırsal kalkınma

5) Balıkçılık

6) Taşımacılık Politikası

7) Gümrük Birliği

8) Dış İlişkiler

İskender bu fasılları şöyle örneklendiriyor, “Örneğin; Ulaştırma. AB Komisyonu Ulaştırma Birimi ile çalışılıyor, açılış ve kapanış kriterleri hakkında konuşuluyor. Her türlü toplantılar yapılıyor. AB gelişmeler takip ediliyor. Ancak, şu olmuyor: Bu fasılda müzakereler açıldı denilmiyor. İlan edilememesinin nedeni ise AB Konseyi’ne gitmemesi. Dolayısıyla, her şey komisyonda kalıyor. Komisyonun bir üstü Konsey. Konsey –ben bunu askıya aldım, konuşmayacağım“ diyor.

-8 fasılda çalışma grupları-

AB Bakanı Bakan Bağış ise ilk etapta 8 fasılda çalışma grupları oluşturulduğunu aktarmış, çalışma grupları sayesinde, katılım müzakerelerinde siyasi nedenlerle kaybedilen ivmenin telafi edilmesini ve siyasi blokajlar kalktığında birden fazla faslı tek seferde müzakerelere açabilmek için gerek Türkiye’nin gerek Komisyon’un hazır olmasını hedeflediklerini belirtmişti. Bağış, bu çerçevede çalışma grubu oluşturulan fasılları şöyle sıralamıştı:

„3 No’lu Fasıl: İş Kurma Hakkı ve Hizmet Sunumu Serbestisi

6 No’lu Fasıl: Şirketler Hukuku

10 No’lu Fasıl: Bilgi Toplumu ve Medya

18 No’lu Fasıl: İstatistik

23 No’lu Fasıl: Yargı ve Temel Haklar

24 No’lu Fasıl: Adalet, Özgürlük ve Güvenlik

28 No“lu Fasıl: Tüketicinin ve Sağlığın Korunması

32 No“lu Fasıl: Mali Kontrol

Seval İskender siyasi blokajları “Bir ülkenin müzakereye karşı çıkması, kapatılması siyasi blokaj için yeterli oluyor. Genişlemeye ilişkin karar, yani yeni aday ülkelenin üyeliği oy birliğiyle alınıyor. Sadece bir ülke itiraz ederse kararın alınamaması için yeterli. Yani bu 27 üye ülkenin veto hakkı olduğu anlamına geliyor“ şeklinde konuştu.

İskender, Müzakere Pozisyonunu Vermeye Davet Edildiğimiz ve Müzakere Pozisyonlarını Sunduğumuz Fasıllar, AB Konseyi’nde Onaylanıp Açılış Kriteri Belirlenen Fasıllar, AB Konseyi’nde Görüşülmesi Süren Fasıllar, Avrupa Komisyonunda Görüşülmesi Süren Fasılları aynı başlıkta toplanama cağını her birinin farklı statüye sahip olduğunu ifade etti.

İskender, bu başlıklar atındaki fasılların statüsünü tarama süreciyle açıkladı, “AB’deki mevcut müktesabat ile Türkiye’nin mevzuatı kıyaslanır ve farklar ortaya konur. Taramalardan sonra Komisyon her bir tarama için bir rapor yayınlıyor. Konsey tarama sonucu Müzakere Pozisyonunu Vermeye Davet Edildiğimiz ve Müzakere Pozisyonlarını Sunduğumuz Fasıllar tespitini yapabilir yani, açılış kriteri yok ve müzakere yapabiliriz. Konsey raporda belli şartlar dahilinde açılabileceğini söyleyebilir. Yani Türkiye belirleme şartları yerine getirdikten sonra o başlıkta müzakere başlatabilir. Burada en son kararı Konsey veriyor. Konsey eğer açılış kriteri yok yada yerine getirilmiştir onayını verdikten sonra faslın müzakereye açılması için Türkiye Müzakere Pozisyon Belgesi yayınlıyor. Karşılığında AB kendi pozisyonunu belirliyor. Mesela ekonomik ve parasal Politikalar için Sarkozy bu faslı görüşmeyi reddetti ve veto etti. Halbuki o belge konseyde onaylanmalı ki biz ‚müzakere açılmıştır‘ diyelim.“

İskender ayrıca AB’nin kendi kriterlerini belirleyemediğine değindi. İskender konuşmasını şöyle sürdürdü, “Bazı fasılların resmi olarak açılış kriterlerini bilmiyoruz. Onlar Komisyon tarafından Konsey’ye iletilemedi. İletilse bile konsey karar almadı. Bunlardan ikisi 23 ve 24 fasıl. ‚Yargı ve Temel Haklar ve Adalet, Özgürlük ve Güvenlik‘ resmi kriterleri bilmediğimiz için sadece ilerleme raporu veya Komisyon’la yaptığımız görüşmeler çerçevesinde size bildirilen kriterleri yerine getirmeye çalışıyoruz.“

Eure Lina.

Dr. Başak Kale: “Fransa seçimleri tarihi değerlendirilmesi gerekiyor.“

8 Mai

Yaptığım ilk Özel Haberi sizinle paylaşmak istiyorum.

Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Sosyalist Parti lideri Francois Hollande %52 oy oranı ile kazandı. ODTU’de Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesi olan Dr. Başak Kale’ ye göre “Fransa seçimlerinin tarihi olacak değerlendirilmesi gerekiyor.“ Genellikle Avrupa Birliği içinde ve dışında artan sağ görüş ile birlikte güçlenen yabancı düşmanlığının artmasının bir trend haline geldiğini ve alternatif tek ülkenin İngiltere’deki İşci partisinin olduğunu söyleyen Kale, Fransa’daki yeni Cumhurbaşkanının 17 yıl sonra sosyalist partiden çıkmasının sevindirici bir durum olduğunu söyledi. ’’En azından farklılık yarattı, hem Avrupa’da hem de Fransa içinde.’’

Ekonomik krizlerin yaşandığı dönemlerde, daha çok sağ partilerin iktidar geldiğini söyleyen Dr. Başak Kale ’’Bu bir tepki oyuydu, sandık başına giden seçmenlerin oranı %80 di.’’ Sarkozy’nin sevilmeyen bir başkan olduğunu ve ekonomik krizin 3 milyon işsiz ve %11 işsizlik oranı nedeniyle  seçimlerde başarısız olduğunu anlattı.

„Sarkozy’nin değişmiş olması Türkiye Fransa ilişkilerinide olumlu bir adım olacak diye düşünüyorum’’ diyen Kale, eski Fransa Cumhurbaşkan’nın Türkiye’de pek popüler ve sevilmediğini ekledi. Fransa liderinin değişmesinin önemli bir adım olduğunu, ama ciddi ve radikal değişimlerin gerçekleşmeyeceğini tespit eden Kale, daha ılımlı görüş sergilenceğini ama bunun ne derecede olacağı konusunda konuşmanı daha çok erken olduğunu, söyledi.

Avrupa birliği açısından bakıldığında hem küresel krizin, hem de Euro krizinin sıkıntılı bir dönemde olduğunu anlatan Kale, dengelerin şu an Almanya’nın elinde olduğunu ve Fransa’nın kendi başına idare edecek durumda olmadığını belirtti. Örneğin kamu açığının ciddi olması ve işsizlik oranının %11 olan “bir Fransa’nın Almanya’nın karşısına çıkıp kendi isteklerini talep etmesinin fazla gerçekci“ olmadığını ifade etti.

Hollande ile Sarkozy mukayese edilince, ’’Sarkozy islamophobi ve göç konusunda daha katı ve sert’’ diyen Kale,  Sosyalistler’in bu konularda daha ılımlı ve hoş görülü olduğunu ve bu konularda değişikliklerin görülmesi mümkün olacağını anlattı. Bunun tüm Avrupa geneline de yansıyabileceğini tahmin ettiğini sözlerine ekledi.

Hollande’nın „Kemer sıkmadan büyüme politikasını’’ gerçekci bulmayan Dr. Başak Kale, kamu harcamalarını arttırmanın, uzun vadede büyümeyi sağladığını, günümüz krizi içinde gerçekleştirilmesi mümkün olmadiğini vurguladı. ’’Fransanın Eurozone içerisinde kendi başına haraket etmesi mümkün olmayabilir’’ dedi.

Bir Filistin dramı

31 Mrz

 

 

                                                                                         

Filistin halkının direniş sembolü haline gelen “Hanzala” çizgi karakteri, Nadschi al-Ali (Naci Ali) tarafından 1969 yılında ilk defa yayınlandı. Hanzala, 10 yaşındaki bir çocuktur, büyümez. İsmi hayata küskünlüğün simgesidir. Sırtı okuyucuya dönüktür, elleri arkadan birleşmiştir. Yıpranmış kıyafetleri ve yalın ayakları hemen göze batar, tipik mülteci kamplarında yaşamaya mahkûm edilmiş Filistinliler gibi. Zira güçsüz Filistin halkının direnişini temsil ediyor. Olan bitenleri suskun ve hareketsiz izliyor. Bilinen bir gerçektir ki, çocuklar şiddet mağduru olduğu zaman aşırı duygusallaşıyor, içine kapanıyor. Naci al-Ali’nin 10 yaşında vatanını terk etmek zorunda kaldığı için, karakterinin her zaman 10 yaşında kalacağını vurgular yazar. Ta ki, bir gün vatanına geri dönene kadar da büyümeyeceğinin altını çizer.

“At first, he was a Palestinian child, but his consciousness developed to have a national and then a global and human horizon.” Nadschi al-Ali

Günümüzde Hanzala çizgi karakteri, Filistin’in işgal topraklarında ve Filistin diasporasında sembol haline geldi. Aslında Filistinli bir çocuktu çizilen ama yarım yüzyılı çoktan geçmiş işgal hayatı sürdüren Filistin halkının sorunu olmayı aşan bir insanlık dramını farklı bir bakışla açıklayan bir sembol oldu. Sadece İsrail-Filistin sorunu olmayan, uluslar arası ve insanlık dramı haline gelen bu mesele, insanım diyenin sorunu haline geldi. Bundan kuşku duymak akla ziyan!

14. Mayıs 1948 yılında İsrail devletinin resmen deklare edilmesinin alt yapısını Lord Arthur Balfour atmıştı. 2 Kasım 1917 tarihinde uluslararası Siyonist hareketin liderlerinden olan Lord Rothschild’e bir mektup göndererek, Filistin topraklarında bir Musevi devleti kurulması konusunda İngiliz hükümetinin destek vereceğini bildirmesi ile başlamıştır.

Günümüze kadar süren çatışmanın kilit noktası altı gün savaşı, birinci İntifada ve El-Aksa İntifada’larıdır. Altı gün savaşı, 5 Haziran 1967‚de İsrail ile Arap komşuları Mısır, Ürdün ve Suriye arasında başlayan ve 6 gün süren savaşa verilen addır.

Arap İttifakı’na Irak, Suudi Arabistan, Sudan, Tunus, Fas ve Cezayir de asker ve silah yardımıyla katıldıkları halde, büyük bir yenilgiye uğradılar. Savaşın sonunda Mısır’dan Sina Yarımadası’nı, Suriye’den Golan Tepeleri’ni ve Filistin’in Gazze Şeridi ile Batı Şeria topraklarını alan İsrail, topraklarını dört katına çıkarmıştır. 1. İntifada olarak adlandırılan ve baş kaldırmak anlamına gelen Filistinlilerin isyanı ve direnişi, 1987 yılında başladı. İntifada, işgalci İsrail devletine karşı toplumsal isyan olması yakın dönem tarih açısından büyük önem taşır. İntifada yakın dönem tarihsel hiziplerin/grupların, örneğin Hamas’ın örgütlenmesine yol açtı. El-Aksa İntifada’sı ise Ariel Şaron‚un Mescid-i Aksa‚yı provakatif ziyareti sonrası Filistinli vatansever guruplar tarafından, 2000 yılının eylül ayında başlatıldı.

1948 yılından günümüze yani 2012 yılına kadar süren bu insanlık dramının sonu yokmuş gibi görünüyor. Ama Filistin halkının mücadelesi hala devam ediyor. Büyük, uluslar arası çalışan ve güçlü bir lobiye sahip olmamalarına rağmen direnişi sürdürüyorlar. Etrafındaki Arap devletlerinden yardım beklentileri acı bir şekilde Filistinlileri hayal kırıklığına uğrattı. Ama umutlarını yitirmediler. Hala ayakta kalmaya çabalıyorlar ve direnişleri sürüyor.

Ne ırkçı Siyonist düşüncesi, ne de uluslar arası oportünist/ikiyüzlü diplomasi bu halkın özgürlük taleplerine ve hak isteklerini durdurabildi. El Fetih ve Hamas arasındaki ihtilaflar ve zaman zaman iç savaşa varan çatışmalar, esas sorunu kapamış olsa da, asıl sorun başka.

Yalnız kalmış ve kimsenin sahiplenmediği bir mücadele Filistin sorunu. Hanzala bunu en güzel şekilde ifade ediyor. Terk edilmiş, kimsesiz, sessiz ve umudu kırılmış bir halk var karşımızda.

Dünya kamuoyunda sözcüleri kimdir?

En ünlü örnek Edward Said’dir. (1935-2003) Edward Said Amerikan diasporasında yaşayan bir Hıristiyan Filistinli idi. Halkının sesini duyurmaya çalışan bir entelektüeldi kendisi. Onun yanı sıra Yaser Arafat (1929-2004) bir başka sembol haline gelmiş olan isim. Bunların ölümü ile yurt dışındaki temsilci isimler bir bir kayıp oldu. Adeta tükendi. Ve bundan sonra kimler İsrail-Filistin sorununu kişisel planda şahsında somutlaştıracak? Kalkın ve yürüyün kalabalıklar, bu yol çıkmaz sokak değil, diyecek! Bitmez tükenmez bir hak arayışı, gani gönüllü ve insanlığa ezilen bir halkın öz-vatanını işaret edecek? Mazlum Filistin halkının eli, dili, gözü ve vicdanı olacak?

Heyhat, bu sorunun cevabı zor, hem de çok zor…

%d Bloggern gefällt das: