Der EuroIslam

14 Mai

Im Rahmen meiner Arbeit in der Nachrichten Akademie der türkischen Anadolu Agentur, habe ich ein kurzes Interview mit dem bekannten Journalist und Autor Eren Güvercin geführt. Erst kürzlich erschien sein Buch „Neo-Moslems, Porträt einer jungen Generation“  im Herder Verlag. Darin beschreibt er das Bild einer neuen Generation von Muslimen in Europa.

1) Was bedeutet der Begriff EuroIslam und was will er ausdrücken?

Eine gute Frage. Der Begriff Euro-Islam ist bei Muslimen natürlich vorbelastet. Was das nun sein soll, haben ihre Erfinder uns nicht wirklich erklären können. Aber wir wissen, wo der Hasen langläuft. Ich halte nicht viel von diesem Begriff. Aber wir Muslime in Europa haben natürlich einen anderen Blick auf wesentliche Fragen unserer Zeit, weil wir aufgrund der europäischen Geistesgeschichte – die uns auch geprägt hat und mit der viele junge Muslime sich auseinandersetzen – uns mit anderen Fragen beschäftigen, als zum Beispiel Muslime in der arabischen Welt. Während arabische Intellektuelle in Beirut oder Kairo noch die ideologischen Debatten der 70er, 80er Jahre führen, sind wir mit anderen Themen beschäftigt, wie etwa den autoritären Kapitalismus und dessen Auswirkung auf die Demokratie. In weiten Teilen der islamischen Welt scheint der Kapitalismus westlichen Zuschnitts ja ein Vorbild zu sein…

2) Ist es in Ordnung den Begriff Islam in zwei zu Teilen? Sind die Muslime in Europa in der Lage einen neues Islamverstaendnis zu erzeugen? 

Nein, natürlich nicht. Was die Glaubensgrundlagen angeht, wie etwa die fünf Säulen des Islam, sind alle Muslime, egal wo sie leben, sich einig. Denn der Islam ist ja eben keine Kultur, sondern ein Filter für Kulturen. Der Islam ist mit jeder Kultur kompatibel. Das verstehen viele Nichtmuslime nicht, aber auch Muslime sind oft der Meinung, der Islam sei gleichzusetzen mit der türkischen oder arabischen Kultur. Der Punkt ist aber, dass Muslime in Europa auf bestimmte Aspekte des Islam einen anderen, schärferen Blick haben. Wenn wir zum Beispiel die Zakat nehmen, sind besonders europäische Muslime in der Lage die Relevanz dieser Praxis zu erkennen, in Zeiten der Sozialerosion und globalen Finanzkrisen. Insbesondere über die ökonomische Dimension des Islam wird unter europäischen Muslimen reflektiert, während dies in weiten Teilen der islamischen Welt fehlt. Erstaunlich ist auch, dass Nichtmuslime in Europa fasziniert sind von der islamischen Lehre über die Ökonomie, das Wucherverbot und das Verständnis des freien Marktes im Islam. Ein hochaktuelles Thema, was leider noch von vielen Muslimen nicht erkannt wird.

3) Welche Merkmale unterscheiden den EuroIslam?

Gute Frage. Das muss man mal den Erfindern dieses Begriffes fragen. Die Think Tanks, die diesen Begriff forciert haben, wissen wahrscheinlich selber nicht, was das sein soll.

4) Wie entsteht der EuroIslam und die um sich greifende Islamophobie? Beeinflussen sich beide?

Die steigende Islamfeindlichkeit in Europa führt natürlich dazu, dass sowohl von medialer Seite als auch von politischer Seite eine Entwicklung forciert wird, die der deutsche Schriftsteller Feridun Zaimoglu als Christianisierung des Islam bezeichnen hat. Daher sieht man in der öffentlichen Debatte, dass seltsame Personen auftreten, die gerade mal einen Verein mit 50 1/2 Mitgliedern gründen, sich mit dem Label „liberal“ schmücken und als Sprecher der „schweigenden Mehrheit“ präsentieren oder präsentiert werden. Solche und ähnliche künstliche Produkte haben nie lange gewirkt. Das Haltbarkeitsdatum dieser Konstrukte sind immer sehr kurz.

5) „Die Muslime in Europa Leben einen viel steiferen Islam in Europa, als die Bevölkerung in ihren Heimatlaendern“, inwiefern stimmen Sie dieser Aussage zu? Sehnen sich die europaeischen Muslime gar nach einem liberalen Islam? 

Natürlich gab es in der ersten Generation der Einwanderer das Phänomen, dass sie sich in der Fremde der Religion angenähert haben und sich auch teilweise von der Gesellschaft abgeschottet haben. Aber um auf die Begrifflichkeiten zurück zu kommen, diese Gegenüberstellung von vermeintlich „liberalen“ und vermeintlich „konservativen“ Muslime: diese politischen Begriffe spiegeln die gesellschaftliche Realität besonders der jungen Muslime, die in Deutschland geboren und aufgewachsen sind, nicht wider. Diese jungen Muslime sind sich ihrer Herkunft bewusst und verleugnen auch nicht, woher sie kommen, aber die ethnische Herkunft spielt für sie keine Rolle. Sie fühlen sich als deutsche Muslime und treten selbstbewusst auf und lassen sich nicht in eine Schublade einsortieren. Sie pfeifen auf die Fremdzuschreibungen. Sie sind nicht nur kritisch mit der Gesellschaft, die sie in eine Ecke stellen will, sondern sie sind auch kritisch mit den muslimischen Organisationen, die im Grunde genommen auf eine bestimmte Ethnie ausgerichtet sind. Man hat rein türkische oder arabische Vereine und Verbände. Das ist nicht mehr zeitgemäß. Die jungen Muslime werden deswegen auch in Zukunft die Verbände und Organisationen immer mehr unter Druck setzen, sich endlich zu wandeln.

Eure Lina.

Advertisements

Eine Antwort to “Der EuroIslam”

  1. mehmet doğan Mai 19, 2012 um 13:32 #

    euro islam kimin İslamı..?

    Mehmet Doğan

    avrupa’da müslümanlar

    Soğuk savaş sonrasında İslam dünyası jeopolitik ve jeokültürel açıdan bütünsel bir başkalaşım dönemine girmişti. Bu başkalaşım ve bütünsel değişimin birinci ayağı, mekansal boyutla ilgilidir. İslam dünyası artık sadece bir Afro-Avrasya değil, aynı zamanda bir Avrasya (Avrupa-Asya) dinidir. Dünyanın çeşitli bölgelerinde İslam kimliğini korumaya gayret eden Müslümanlar, bugün çeşitli coğrafyalarda kendi kültürlerini koruma mücadelesinin sonuçlarına katlanmaktadırlar. İslam dünyası kavramı ile ilgili yaşanan ikinci değişim, Müslümanların nüfus dağılımı ile ilgilidir.
    Sömürgeci idareler hariç tutulursa, Müslümanlar tarih boyunca genelde Müslüman siyasi otoriteler altında yaşamışlardır. Diğer dini ve kültürel topluluklarla ilişkiler de hep Darul İslam-İslami hukuk mantığı dahilinde olmuştur. Genellikle ticari nitelikli bireysel buluşlar dışında İslam dünyası ile dış dünya arasındaki ayrım çizgisi hep belirgin hatlarla çizilmiş, genellikle İslam devletlerinin yayılmalarına ve gerilemelerine bağlı olarak değişmiştir. 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra hızlanan ve 21. yüzyılda artık yaygın bir demografik olgu olarak gözlenen önemli fenomenlerden birisi de, büyük ölçekli ve kitlesel nitelikli Müslüman toplulukların kendi iradeleriyle özellikle Avrupa ve ABD’de yaşıyor olmalarıdır.
    Özellikle İslam dünyasından Batı Avrupa’ya işçi göçü neticesi oluşan Müslüman azınlık toplumu, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından başlamış ve bugünkü azınlık kitlesi, bu tarihten itibaren oluşan uluslararası göç hareketlerinin bir neticesi olarak karşımızda durmaktadır. Avrupa’nın savaş sonrası dönemde göçmen işçi alımını belirleyen demografik, ekonomik ve politik etkenler, özellikle ekonomik olarak zayıflatılmış sömürge ya da yarı-sömürge durumunda olan İslam dünyasından göçmen alımının ana nedenlerini oluşturmuştur.
    Genelde Kuzey Afrikalıların, özelde Cezayirlilerin Fransa’da, Hint, Pakistan ve Malay kökenlilerin İngiltere’de, Türklerin Almanya’da oluşturdukları topluluklar geçici ve küçük bir azınlık, mevsimlik işçi, misafir işçi olmanın ötesine geçerek ikinci ve üçüncü nesillerin devreye girmesiyle kalıcı demografik kültürel unsurlar haline gelmişlerdir.
    Almanya başta olmak üzere birçok batı Avrupa ülkesi bu azınlıkların yeni yurtları, yeni vatanları konumundadır. Soğuk savaş sonrasında yaşanan siyasi değişimle birlikte, daha önce Almanya tarafından “göçmenler ülkesi değiliz” savunusu ve göçmen işçilere “gidici” şeklindeki bakış açısı da değişmektedir. İki Almanya’nın birleşmesiyle ortaya çıkan sorunların etkisiyle içerideki Türkler bir nüfus baskısı olarak algılanmaya başlanmıştır.
    Hemen burada, yukarıdaki paragrafla ilgili olarak Avrupa’da yaşayan Müslüman azınlıklar için menfi bir durum oluşturacak muhtemel tehlikelerden bahsetmek gerekir. İlki, Avrupalıların tarihte hiçbir Müslüman toplumla azınlık tecrübesi geçirmemiş olmalarıdır.
    Müslümanlar, tarihte birçok Hıristiyan ve Yahudi unsuru bünyesinde barındırmış, bu manada toplumsal hukukunu ve bir arada yaşama kültürünü oluşturmuştur. (Yüzyıllar boyunca Endülüs ve Osmanlı idaresi altında Hıristiyan, Musevi azınlık din mensuplarının beraberce oluşturdukları (Kurtuba-Saraybosna) gelenek ve kültür birikimi, insanlığın kazanımıdır.
    Müslümanların böylesi bir tecrübeden yararlanarak tersi bir duruma uyum sağlamaları da pekala mümkünken, Avrupalılar için bu “bir sorun” olmaktadır. Nitekim algılama şudur: “İslam dini, başta ABD’de olmak üzere birçok Batı ülkesinde ikinci büyük dindir ve İslam medeniyetinin evrensel, kültürel ve siyasal alan içindeki rolü, etkisi ve katkısı ile görece daha homojen etnik dini kültürel yapıya sahip olan Batı ülkeleri için ciddi bir meydan okuma niteliğine haizdir.”
    Kuşkusuz bu algılama bir çatışma kültürü algılamasından başka bir şey değildir.
    Bu algılamanın da etkisiyle 11 Eylül sonrasında ABD ve Avrupa’da Müslümanlara yönelik saldırılar, devletler-hükümetler tarafından oluşturulan özel takip mekanizmalarına ve bu süreci meşrulaştıracak hukuki düzenlemelere bakıldığında daha kolay okunabilmektedir.

    İkinci tehlike olarak da şunu söylemek mümkündür:
    Avrupa’da Müslüman nüfusunun ve nüfuzunun artmaya başlaması, buradaki Müslümanlara yönelik uluslararası siyasette birtakım hesapları da ortaya çıkarıyor. Hem Müslüman ülkeler, hem Batılı devletler, buradaki toplulukları kendi hesapları doğrultusunda kullanma ve yönlendirme çabası içindedirler. Avrupa’daki Müslüman toplulukların en zayıf noktası ise, kendi hesaplarına göre hareket edebilecek tecrübeye, kabiliyete, organizasyona ve imkana henüz kavuşmamış olmalarıdır.
    Tanınmış ünlü Alman sosyolog Habermas, modernizmin tıkanmışlığını ve irrasyonalitesini aşabilmek için iletişim teorisinde (Theorie des Kommunikativen Handelns) moderniz mi, günümüzde evrensel değerler temelinde akılcı biçimde haklılaştırılmış bir toplum düzeni öngördüğünü söyler..
    Modernizmi oluşturan aydınlanma felsefesinin sorununu ise, bilim ve tekniğe duyulan inancın ve bağlanan umutların insani açıdan beklentileri karşılayamayışından kaynaklandığının altını çizer. Bu felsefe tarafından geliştirilen araçsal aklın, iyi yaşam sorununa bir çözüm üretemediğini ifade eder.
    Bu bakımdan temelde tarafların karşılıklı ilişkisine dayanan çözüm önerisi, bugün Avrupa’daki Müslüman azınlık düşünüldüğünde batının pek de öyle niyetinin olmadığını göstermektedir. Her şeyden önce farklı kültürel kimliklerimizle komünikatif sorumluluklarımızı yerine getirme konusunda batı “iç düşman” olarak gördüğü “Ötekine” katlanmak, “yabancıyla” teşrik-i mesaiyi benimsemek, anlamak ve onunla değiş tokuş yapabilmek için önce güvene ihtiyaç vardır. Batı kendi bünyesinde yarım yüzyıl bir arada yaşamakta olan kültüre, dine tarihsel historizmeiden kaynaklanan tutumuyla yaklaşmaktadır. En hafif ifadeyle kuşku iklimi yaratarak tek dil, tek din anlayışını dayatmaktadır. Entegrasyon adı altında tamamen asimilasyon politikası yürütmektedir. Getirilen her önerinin altında birlikte yaşamak, çok kültürlü, çok dinli toplum oluşturmak yerine asimile edilip adeta “millileştirmek” gayretleri bulunmaktadır.

    Çünkü kuşkuların, asimilasyonun yakın geçmişte tarihsel verileri vardır.

    euro islam!
    Güven duymak insan insan ilişkilerin olmazsa olmazlarındandır. Güvensizlik ise isyanı ve yanlış adımları beraberinde getirir. Yarım yüzyıllık Avrupa’da yaşayan Müslümanların tarihinde güvensizlik adeta göçmenlerin kaderi olmuştur. Bu güvensizliğin bir savunması olarak kendi “gettolarına” sığınmak ve toplumdan tecrit olmak gibi “arızi” davranışlara yaklaşma eğiliminde bulunmuşlardır. Öte yandan gine sosyolojileri gereği yaşadıkları egemen kültür ve egemen toplum karşısında savunma mekanizması olarak beraberinde getirdikleri geleneğe ve inançlara sımsıkı sarılmışlardır. Kendi kültürel kimliklerini oluşturma adına bodrum katlarında başlayan camii dernekleri vasıtasıyla bugün minareli camii kurumlarına kavuşmuşlardır. Bu süreç ve kazanımlar dolayımında verdikleri mücadele takdire şayandır.
    Yarım yüzyıl boyunca kendi yetersizlikleri bir yana kendi yağlarıyla kavrulmaları ve ayakta kalmaları “bir fenomen” olarak anlamlıdır.
    Hiç de kolay olmamıştır kendi kimliklerini muhafaza etmek…
    Bir yandan egemen toplumun ve kültürün dayanılmaz kuşatıcılığı diğer yandan göç ettikleri ülkelerin “mark yumurtlayan alamancılar” perspektifi ikliminde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Kendi camisini, kültür derneğini, büyük küçük işadamı federasyonunu oluşturmak ve kurallarına göre hareket etmeyi kendi sosyolojik iç dinamiklerinden edinmişlerdir.
    Binlerce camii-kültür derneklerine sahip olan Avrupa Müslümanları kendi içlerinde farklı grupların “iç çekişmelerine” sahne olsa da bugün için gerek yerel sorumluluklarını gerekse küresel sorumluluklarını yapmanın gayreti içerisindedirler.
    Euro İslam Avrupa Müslümanlığı anlamında kullanılıyor. Kavramsal anlamada yaygın kullanılmak istenilen Euro İslam-avrupa müslümanlığı sorunlu bir kavramsallaştırmadır. İçeriği ve uygulanmak istediği retorikten anlaşılan kasıt Avrupa’da yaşayan Müslümanlarının İslam dünyasından ayrı ve Avrupa’ya özgü bir din ve binlerce yıldır sosyal, kültürel ve tarihsel İslam anlayışına çeki düzen vermektir. İslam’ın Avrupalaşması olarak da tanımlanabilecek söylem, her şeyden önce İslam’ın evrensel sorumluluklarını göz ardı etme, yerel ve folkrolik anlamda mahallileştirmektir. Milli bir din yaratma projesinin modern izdüşümüdür.
    Avrupa Müslümanlığı-Euro İslam yerine “Avrupa Müslümanları” masum ve doğru bir tanımlamadır!.. Avrupa’da yaşayan ve kendi göç kültürüne has bir aidiyet oluşturmuş ve Avrupa toplumundan da etkilenen bir azınlık toplumundan bahsedeceksek bu kavramsallaştırma “euro İslam yerine “Avrupa Müslümanları” olmalıdır.
    “Euro İslam-Avrupa Müslümanlığı” ise gerek tanımlama gerekse kullanılan dil ve kavram olarak sorunlu ve sakıncalıdır. Avrupalı Müslüman toplumundan bahsetmek ayrı, kavramsal anlamda (Euro İslam) Avrupa Müslümanlığından bahsetmek ayrı. Avrupa’da yaşayanlar, çok kültürlü toplumun inşası için her dönemde, her dönemeçte yeni fıkıhlar, yeni vizyonlar ve yeni tanımlamalar getirmesi kaçınılmazdır elbet.
    Batı Avrupa’da İslam dünyasının dan gelen Müslümanlar yaşıyor! Kuşkusuz yekpare bir toplum da oluşturmuyorlar! Dilleri, renkleri, kültür ve adetleri farklı farklı. Avrupa’da doğup büyümüş bir Türk genci ile Türkiye’de yaşayan bir genç bile aynı değil.
    Bu da doğal!
    Ancak “Euro İslam” ve bu bağlamda Avrupa Müslümanlığı tanımı farklıdır.
    Euro İslam/Avrupa Müslümanlığı, Avrupa Müslüman topluluklarıyla Avrupa dışındaki İslam toplumları arasına bir duvar çekmek gayreti söz konusu.
    Bu nedenle Euro İslam 11 Eylül sonrası gündeme getirilmiş Avrupa merkezli siyasal bir projedir…
    Euro İslam ile uzun vadede istenen, tek taraflı asimilasyondur. Ümmet bilinci ve realitesinden uzaklaştırılmak, İslam dinini millileştirmektir. Egemen toplumun ve egemen kültürün Müslümanları ve kültürlerini “döner kebap” düzeyinde tanımaktır. Toplum mühendisliğinden başka bir şey değildir. Batı toplumunun ihtiyaç duyduğunda gönüllü bir parçası olmak gibi müphem bir isteğe tekabül eder ki; batı toplumunun bir parçası olmak, tek taraflı olamaz.
    Avrupa’nın uygun gördüğü, Avrupa kültür ve seküler yaşam biçimine uydurulmak istenen bir Avrupa Müslümanlığı kimin İslam mıdır soruyu akla getirir!
    Almanya’nın, dört milyon civarında Müslüman barındırmasına rağmen, İslam dinini hukuki anlamda bir din olarak tanımaması, yaşanan göçmen kültürün bir alt kültürü olarak yorumlaması ve hukuki anlamda tanımlaması nasıl izah edilebilir?
    Böyle mi olacak “Euro İslam, Avrupa Müslümanlığı?”
    Binlerce camii Avrupa’da kültür derneği olarak tanımlanıyor.
    İslam dünyasından kopuk, Batı kültürüne asimile olmuş milli bir din yaratılmak isteniyor Avrupa Müslümanlığı retoriğiyle!
    Euro İslam’ın Toplum Mühendisleri Almanya’da Almancanın önemi dile getiriyorlar ve camilerde okunan hutbelerin Almanca okunmasını istiyorlar, daha sonra namaz surelerinin Almanca okunması talebine dönüşmeyeceğini kim garanti edebilir?

Kommentar verfassen

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s

%d Bloggern gefällt das: